<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Blog - Op. Dr. Çiğdem Demiroğlu Yakut</title>
	<atom:link href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/category/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 06 Mar 2024 14:31:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Çocuklarda ev kazaları ve alınması gereken önlemler</title>
		<link>https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/cocuklarda-ev-kazalari-ve-alinmasi-gereken-onlemler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cocuklarda-ev-kazalari-ve-alinmasi-gereken-onlemler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2021 15:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/?p=159</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oldukça tatsız ama bir o kadar da önemli bir konu olan ev kazalarına, bir Plastik Cerrahi uzmanı olarak oldukça aşinayım....</p>
<p>The post <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/cocuklarda-ev-kazalari-ve-alinmasi-gereken-onlemler/">Çocuklarda ev kazaları ve alınması gereken önlemler</a> first appeared on <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr">Op. Dr. Çiğdem Demiroğlu Yakut</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oldukça tatsız ama bir o kadar da önemli bir konu olan ev kazalarına, bir Plastik Cerrahi uzmanı olarak oldukça aşinayım. Mert’in iyice ayaklandığı ve bebeklikten çocukluğa geçtiği bugünlerde, ev kazalarından korunma ve güvenlik önlemleri, kafamı devamlı meşgul etmekte. ‘Sakınan göze çöp batar’ diye bir deyim vardır ancak bence bu durumda geçerli değil.</p>
<p>Çocuklarımızı, özgürlüğünü ve merak duygusunu çok kısıtlamadan, gerekli güvenlik önlemlerini alarak mümkün olduğunca böyle kazalardan sakınmalıyız. Maalesef ‘ev kazaları’ ismi, oldukça basit gibi dursa da ölümle veya hayat boyu taşınacak bir sekelle de sonuçlanabilir. Evde çocukların başına aklınıza bile gelmeyecek kazalar gelebiliyor. Peki nedir bu kazalar? Önce bunu ve sonra da alabileceğimiz güvenlik önlemlerini konuşalım:</p>
<ul>
<li>        Yanıklar</li>
</ul>
<ol>
<li>Sıcak sıvı yanıkları</li>
<li>Temas yanıkları (soba vb.)</li>
<li>Elektrik yanıkları (prizler, kablolar)</li>
<li>Kimyasal yanıklar</li>
</ol>
<ul>
<li>         Düşme ve bir yere çarpma sonucu olan yumuşak doku yaralanmaları</li>
<li>         Elinde cam bardakla düşme sonucu bir yerlerinin kesilmesi</li>
<li>         Cam kapı, sehpa, vitrin gibi yerlere çarpıp bir yerlerinin kesilmesi</li>
<li>         Bıçak vb. kesici aletlerle yaralanma</li>
<li>         Kalem vb. sivri aletlerle ağız içi veya göz yaralanmaları</li>
<li>         Kapıya, çekmeceye, dolaba vs. parmağın sıkışması</li>
<li>         Yabancı cisim aspirasyonları (fındık, leblebi, düğme, bozuk para, pil, oyuncak parçaları vs.)</li>
<li>         Burun deliğine, kulak deliğine yabancı cisim sokulması (leblebi, pamuk vs.)</li>
<li>         Kimyasal madde içme sonucu zehirlenme ve/veya yemek borusu hasarı (deterjan vs.)</li>
<li>         İlaç içme</li>
<li>         Üzerine televizyon, şifonyer, dolap vs. düşmesi</li>
<li>         Yüksekten düşme (açık pencereden, balkondan)</li>
<li>         Balkon demirlerinin arasına kafasının sıkışması</li>
<li>         Dış kapıyı açıp dışarı çıkma sonucu başına gelebilecek bilumum kazalar</li>
<li>         Kova veya leğen içindeki suya düşme sonucu boğulma</li>
<li>         Perde kuşakları, stor perde zincirleri ile ası sonucu boğulma</li>
<li>        Çiçekleri yemek suretiyle zehirlenme</li>
<li>         Kanape ile duvar arasına sıkışıp boğulma</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Benim aklıma gelenler, duyduklarım, gördüklerim bunlar. Biliyorum insanın okurken bile nefesi daralıyor. Ama bunlar maalesef olabilen ve olan kazalar. Bu kazaları bilirsek, korunma yöntemlerini de elimizden geldiğince hayata geçirebiliriz diye düşünüyorum. Ben bu kazaları kendimce önlenebilir ve önlenemez (önlenmesi zor) kazalar olarak ikiye ayırıyorum. Mesela ortalıkta açıkta duran bir prize her çocuk parmağını sokar, oluşabilecek bir elektrik yanığı önlenebilir bir kazadır. Çünkü prize takılacak basit bir koruyucu, bu kazayı önler. Öte yandan yaşça daha büyük bir çocuğun, yanlışlıkla çocuğunuzun üzerine çay dökmesi, kaşla göz arasında olan öngörülmesi ve önlenmesi zor bir kazadır. Bu durumda ‘Olacağı varmış’ denilebilir. Bizim ebeveyn olarak görevimiz, paranoya boyutuna varmadan gerekli tedbirleri almak ve önlenebilir kazaların önüne geçmek olmalı. Şimdi de biraz alınabilecek önlemlerden bahsedelim. Plastik cerrahi ilgi alanı olan ‘yanık’ konusunu, önleme ve tedavi süreci olarak bir sonraki yazımda ayrıntılı olarak yazacağım için bu yazımda yer vermiyorum.</p>
<ul>
<li>        Sehpa, tv ünitesi köşelerine, köşe koruyucular konulması. Bunların kaliteli olanlarını almanızı tavsiye ederim, çünkü dandik olanların bantları iyi yapışmıyor ve çocuk çekince hemen çıkıyor. Ayrıca bütün kenarları kaplamak isterseniz rulo şeklinde satılan kenar koruyucuları kullanabilirsiniz.</li>
<li>         Uzanabileceği yerdeki kırılacak eşyaları kaldırmak</li>
<li>         Deterjan, ilaç vs. üst dolaplara kaldırmak veya konulduğu dolaba kilit takmak</li>
<li>         Bıçak vb. kesici aletleri üst çekmecelere kaldırmak veya çekmecelere kilit takmak</li>
<li>         Elinde kırılacak, batacak bir şey varken koşmaması için sık sık uyarmak</li>
<li>         Cam sehpa varsa kaldırmak veya üzerini kalın, yumuşak battaniye benzeri bir şeyle örtmek</li>
<li>         Parmakların kapıya sıkışmasını önlemek için kapılara, kapı stoperi takmak. Özellikle cereyan yapması sonucu kapının birden kapanmasıyla sık yaşanan bir hadise, okullarda da teneffüste çok sık oluyor.</li>
<li>         Buzlu camı olan kapılar çok tehlikeli, cereyanla birden kapanarak camları, çocukların üzerine düşebiliyor veya çocuklar koşarken çarpabiliyorlar. Evinizin içindeki kapılar böyleyse mümkünse değiştirin.</li>
<li>         Pencerelere kilit takmak veya kulplarını çıkarmak</li>
<li>         Balkonu kapattırmak veya resimde görüldüğü gibi balkon demirlerinin önüne file germek</li>
<li>         Televizyonu duvara sabitlemek. Bu gerçekten çok çok önemli, olmaz demeyin oluyor hem de çok sık oluyor ve olduğu vakit maalesef genelde beyin kanamasından öldürüyor. Nasıl oluyor derseniz; tv ünitesi veya sehpanın üzerine çıkıp devirebiliyorlar veya tv altındaki örtüyü çekip deviriyorlar. Bu süs örtülerini de çocuğun uzanabileceği her yerden kaldırmakta fayda var çünkü bunları çekmeye bayılıyorlar.</li>
<li>         Şifonyer, dolap, kütüphane, tv ünitesi gibi mobilyaları duvara sabitlemek. Çekmecelerini açıp üzerine çıkmak veya asılmak suretiyle üzerlerine devirebiliyorlar.</li>
<li>         Dış kapıyı kilitli tutmak, kilidi açabiliyorsa zincirlemek</li>
<li>         En az 4 yaşına kadar fındık, leblebi türü sert kuruyemiş vermemek ve ortalıkta bulundurmamak</li>
<li>         Yere çocuğun yutup aspire edebileceği bozuk para, pil vb. sert ve küçük şeyleri düşürmemeye dikkat etmek</li>
<li>         Perde kuşaklarını kaldırmak, stor perde zincirlerini bağlayıp, çocuğun uzanamayacağı yüksekliğe kısaltmak</li>
<li>         Kanapeyi, duvara ya tam yaslamak ya da çocuğun sıkışmayacağı kadar boşluk bırakmak</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün bunları yapmak, çocuğunuzun evde geçirebileceği bir kaza ihtimalini oldukça azaltacaktır diye düşünüyorum. Ama tabii ki çocuklarımız sadece kendi evlerinde vakit geçirmiyorlar; parka gidiyorlar, ananeye-babaanneye gidiyorlar, kreşe gidiyorlar. Her yeri kendi evimiz gibi düzenleyemeyiz ama özellikle misafir gidilen evlerde gözlerimizi çocukların üzerinden ayırmamakta fayda var. Çünkü benim gözlemim o ki; misafirlikte ya da eve misafir geldiğinde kazalar daha çok oluyor. Nedenlerinin de büyük ihtimalle kalabalık ortamda çocuklara yeterince dikkat edilememesi, farklı bir eve gelen çocuğun keşfetme isteğiyle her yere saldırması, birkaç çocuk bir araya gelince birbirlerini azdırmaları olduğunu düşünüyorum. Özellikle bayramlara dikkat, bayram telaşında bu kazalara çok rastlandığını görüyoruz.</p>
<p>Elbette çocuklar düşe kalka büyür; hepimiz öyle büyümedik mi? Hangimizin vücudunda çocukluğundan hatıra yara izleri yok ki? Çocuğun peşinde’ aman koşma, yapma, etme, düşersin!‘ diye dolaşmayı doğru bulmuyorum ama tamamen rahat olmak da bana göre değil. Bu kazaları gördükten, duyduktan sonra biraz obsesiflik bence gerekiyor. Çünkü işin ucunda, Allah korusun hayati tehlike veya ömür boyu taşınacak bir fonksiyon kaybı, sekel de var. Galiba en doğrusu; çocuklarımıza çok hissettirmeden gerekli tedbirleri alıp, gözümüzü üzerlerinden çok ayırmamak diye düşünüyorum.</p>
<p>Allah hepimizin evlatlarını kazalardan korusun…</p><p>The post <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/cocuklarda-ev-kazalari-ve-alinmasi-gereken-onlemler/">Çocuklarda ev kazaları ve alınması gereken önlemler</a> first appeared on <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr">Op. Dr. Çiğdem Demiroğlu Yakut</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cilt Kesilerine Yaklaşım: İz Kalır Mı?</title>
		<link>https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/cilt-kesiklerine-yaklasim-iz-kalir-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cilt-kesiklerine-yaklasim-iz-kalir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2021 14:48:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/?p=147</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cilt yaralanmaları, dikiş ve yara izi konusuyla ilgili ayrıntılı bir yazı yazmak, uzun süredir aklımda. Ancak daha yeni vakit bulabildim....</p>
<p>The post <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/cilt-kesiklerine-yaklasim-iz-kalir-mi/">Cilt Kesilerine Yaklaşım: İz Kalır Mı?</a> first appeared on <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr">Op. Dr. Çiğdem Demiroğlu Yakut</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cilt yaralanmaları, dikiş ve yara izi konusuyla ilgili ayrıntılı bir yazı yazmak, uzun süredir aklımda. Ancak daha yeni vakit bulabildim. Bu yaralanmalarla, çocukluk ve erişkin çağında düşme, çarpma, trafik kazaları, hayvan ısırıkları gibi nedenlerle, oldukça sık karşılaşıyoruz. Ancak böyle bir yaralanmayla karşılaşıldığında ne yapılması  gerektiği ve sonraki tedavi süreci  konusunda, doğru bilinen yanlışların oldukça fazla olduğunu gözlemliyorum.</p>
<p>Diyelim ki çocuğunuz parkta oynarken salıncağa çarptı ve kaşı yarıldı. Böyle bir durumda soğukkanlı olmak çok zordur, elimiz ayağımız birbirine dolanır. Bir yandan çocuğunuz ağlarken, bir yandan kaşından kanlar akmaktadır. Aklınıza bir sürü soru, hücum eder; ‘ Dikiş gerekir mi?’, ‘Acile mi götüreyim sağlık ocağına mı?’, ‘Ya kan durmazsa’, ‘İz kalır mı?’. Bu arada etrafta her kafadan bir ses çıkmaktadır, ne yapacağınızı şaşırır kalırsınız. Bu yazıyı yazmaktaki amacım, böyle bir durumda ne yapmanız gerektiğini anlatmak ve sonraki süreç ile ilgili doğru bilgiler vermek. Bu süreçte en can alıcı ve biz plastik cerrahların en en en çok duyduğu soru tabii ki de ‘İz kalır mı?’ sorusu. Bu yazıda iz konusunu ayrıntılı olarak ele almaya çalışacağım.</p>
<p>Peki başka hangi sorular ve taleplerle karşılaşıyoruz:</p>
<ol>
<li> Dikiş atmasak olmaz mı?</li>
<li>Dikiş, madem iz bırakıyor niye atıyorsunuz? Yapıştırma varmış, hiç iz bırakmıyormuş.</li>
<li>Bantlasak da dikiş izi kalmasa olur mu?</li>
<li>Estetik dikiş mi attınız?</li>
<li>Hocam noolur siz dikin de hiç iz kalmasın</li>
<li>İz bırakmayan krem varmış, sürünce iz geçecek değil mi?</li>
<li>Aman hocam lütfen iz kalmasın, ne gerekiyorsa yapalım.</li>
</ol>
<p>Gördüğünüz gibi sorular genelde iz ile ilgili. Merak etmeyin bu yazıda, bu soruların hepsini tek tek cevaplayacağım.</p>
<p>Öncelikle öğrenmeniz gereken şu ki; her kesiden sonra iz kalır. Kalan iz, dikişin değil kesinin izidir. Bunu ‘kesi izi’ veya ‘yara izi’ olarak ifade etmek daha doğru olacaktır. Ancak dikişlerin uzun süre alınmadığı veya kalın dikiş iplerinin kullanıldığı durumlarda, tren rayı görünümlü bir iz oluşabilir. Bu tür dikiş izleri, genellikle karın, bacak ve kalça bölgesi ameliyatlarından sonra görülür. Çünkü bu bölgelerde daha kalın dikişlerin kullanılması gerekmekte ve iyileşme daha geç olduğu için dikişler daha geç alınmaktadır. Yüzde ise aksine ince dikiş ipleri, yara dudaklarının yaklaşması için yeterli olmaktadır ve iyileşme çok hızlıdır, dikişler yaklaşık 1 hafta sonra alınabilir. Bu nedenle hasta, dikiş aldırmayı ihmal etmediği takdirde yüz bölgesinde, böyle tren rayı  görünümlü bir dikiş iziyle karşılaşmayız.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-445" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim6-300x212.jpg" alt="" width="300" height="212" srcset="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim6-300x212.jpg 300w, https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim6.jpg 320w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><em><strong>İyi iyileşmiş, az belirgin yara izi</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-446" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim7.jpg" alt="" width="276" height="183" /></p>
<p><em><strong>Tren rayı şeklinde dikiş izine bir örnek; okla gösterilen yatay çizgiler,</strong></em><br />
<em><strong> dikişlerin uzun süre ciltte kalmasına bağlıdır</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte esas ‘dikiş izi’ budur.</p>
<p>Biz dönelim ‘kesi izi’ konusuna. Her kesiden sonra iz kalır dedik. Ancak bu iz, bazen belli belirsiz kalırken bazen de çok belirgin kalır. Nedir peki bu farkın nedenleri:</p>
<ol>
<li><strong>Kesinin derinliği</strong>, kesinlikle kalacak izi belirleyen en önemli faktördür. Derinin sadece en üst tabakaları kesildiğinde iyileşmesi gereken doku miktarı, daha az olduğu için iyileşme daha çabuk olur ve daha az belirgin bir iz kalır. Bu tür kesiler, yara dudakları birbirinden çok ayrılmamışsa dikişsiz bile tedavi edilebilir. Kesi derinliği, derinin tüm tabakalarını ve hatta deri altı dokuları da içerdiğinde ise iyileşmesi gereken doku miktarı daha fazladır. Sonuç olarak iyileşme daha uzun sürer ve daha<br />
belirgin bir iz kalır.</li>
<li><strong>Kesinin yerleşimi</strong>, bir diğer önemli faktördür. Klasik olarak kol, omuz, sırt, bacak gibi hareketli bölgelerdeki izler, genişleme eğilimindedir. Dikiş alındıktan sonra 1-2 mm genişliğinde olan koldaki iziniz, zamanla 1 cm genişliğe ulaşabilir. Göz kapağında ise aksine izler, belli belirsiz iyileşir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-440" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim9.jpg" alt="" width="300" height="214" /></p>
<p><em><strong>Genişleyerek iyileşmiş yara izi örneği</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüzdeki bir kesi ise yüz çizgilerine paralel ise bu çizgilerin içinde kaybolur ve pek belli olmaz. Ancak yüz çizgilerine dik ise (örneğin alnın ortasındaki dik bir kesiyi düşünün) çok daha dikkat çekici olur.</p>
<ol>
<li><strong>Doku kaybı olması</strong>. Özellikle trafik kazası veya sürtünme tipi yaralanmalarda sık karşılaştığımız bir durumdur. Dokuların parçalanmasına bağlı sağlam yara dudakları arasında fazla mesafe olması nedeniyle yara onarımı, gergin olur. Bu nedenle yara izi, daha geniş ve belirgin kalır. Bu yara izleri, genellikle 6 ay-1 sene sonra yapılan ‘yara izi düzeltme’ (skar revizyonu) ameliyatı ile daraltılıp daha az belirgin hale getirilebilir.</li>
<li><strong>Kişinin genetik özellikleri</strong>. Bu çok önemli bir faktör. Yara izinin nasıl kalacağı, kişiden kişiye kesinlikle çok değişiyor. Bunu varsa sezeryan izinize bakarak çok rahat anlayabilirsiniz. Bu izin, 6 ay sonra sedef renginde belli belirsiz bir hale dönüşmesi beklenir. Ancak bazı kişilerde 2 sene geçmesine rağmen sezeryan izi, halen kahverengi ve oldukça belirgin halde kalabilir. Hatta daha şanssız bazı kişilerde ise bu iz, kırmızı ve deriden kabarık (hipertrofik skar) bir hal alabilir.</li>
</ol>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-447" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim8-300x205.jpg" alt="" width="300" height="205" srcset="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim8-300x205.jpg 300w, https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim8.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><em><strong>Hipertrofik skar görünümü</strong></em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Genel bilgi olarak izlerin, beyaz tenlilerde daha az belirgin, esmerlerde ise daha çok belirgin kaldığı belirtilmekle beraber ben bu durumun aksini de çok gördüm. Ancak şu kesin ki yaşlılarda izler, daha az belirgin kalır. Bunun nedeni hem deri elastikiyetinin azalması hem de izlerin kırışıklıklar arasında kaybolmasıdır.</p>
<ol>
<li> Dikkat ederseniz yukarıda saydığım iz oluşumuna etki eden faktörlerin hiçbirisi bizim elimizde olan değiştirebileceğimiz faktörler değil. Elimizde olan tek faktör ise bu maddede bahsedeceğim; <strong>tedavi</strong>. Tedavide yaptığımız, yaralanma sonucu birbirinden ayrılmış olan yara dudaklarını, birbirine uygun şekilde yaklaştırmaktan (öpüştürmek) ibaret. Bunu da genellikle dikiş ile yapıyoruz. Ancak 1.maddede bahsettiğim gibi yüzeyel, yara dudaklarının birbirinden çok uzaklaşmadığı kesilerde, eğer hareketli bir bölge değilse, strip dediğimiz bantlarla veya doku yapıştırıcısı ile yara dudaklarının birbiriyle öpüşmesi sağlanabilir. Özellikle çocuklarda ağrısız bir işlem olması nedeniyle tercih edebiliyoruz. Ancak dediğim gibi kesi, ağız çevresi gibi hareketli bir bölgedeyse bant veya yapıştırıcı yeterli olmaz, ağız hareketiyle yara dudakları birbirinden tekrar uzaklaşabilir.</li>
</ol>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-442" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim11-300x215.png" alt="" width="300" height="215" srcset="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim11-300x215.png 300w, https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim11.png 320w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><em><strong>Yara dudaklarının, klasik dikişle birleştirilmesi</strong></em></p>
<p>Peki yara dudaklarını birbirine yaklaştırmazsak ne olur? Vücudumuzun yara iyileşme mekanizması, iki yara dudağı arasını iyileşme dokusu ile doldurarak iyileştirir. Ancak böyle bir kendi kendine iyileşme, hem daha uzun sürer hem de belirgin, geniş bir iz kalır. 1. maddede belirttiğim gibi kesi ne kadar derinse iyileşme o kadar uzun sürer ve daha kötü bir iz bırakır. Yani anlayacağınız gibi dikiş atmaktaki amacımız, herhangi bir enfeksiyonla karşılaşmadan daha çabuk iyileşmeyi ve daha az iz kalmasını sağlamak.</p>
<p>Tedaviden bahsederken bir de şu ‘estetik dikiş’ meselesine değinelim. ‘Estetik dikiş’ terimini, kim uydurdu, nasıl bu kadar yayıldı bilmiyorum ama tıbben ‘estetik dikiş’ diye bir dikiş tekniği yok. Bu terimi icat eden doktor arkadaşın kastettiği, tıbben ‘subkutiküler dikiş’ diye adlandırılan dikiş tekniği olsa gerek. Bu teknikte; dikiş ipleri,  derinin sadece iç tabakasından geçilerek yara dudakları birleştirilir. Yani dışarıdan dikiş ipleri görülmez. Bazen kesinin başındaki ve sonundaki düğümler dışarıdan belli olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-441" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim10-300x129.jpg" alt="" width="300" height="129" srcset="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim10-300x129.jpg 300w, https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim10.jpg 350w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><em><strong>‘Estetik dikiş’ diye tabir edilen subkutiküler dikiş tekniği. Sağda görüldüğü gibi dikiş ipleri, kesinin başı ve sonu dışında dışarıdan görülmez.</strong></em></p>
<p>Bu dikişin tipik örneği, sezeryan kesisidir. Biz yaptığımız meme ve karın germe ameliyatlarında da rutin olarak bu dikişi kullanırız. Bu dikişin avantajı, iplerin deri dışından geçmemesi nedeniyle yukarıda bahsettiğim tren rayı görünümlü dikiş izi kalma riskinin olmamasıdır. Dikkat ederseniz iz kalmaz demedim, dikişe bağlı iz kalmaz dedim. Bu konu önemli çünkü &#8216;estetik dikiş atılınca iz kalmaz&#8217; diye bir yanlış düşünce var. Hatta iz düzeltme için bize başvuranlar sıklıkla, &#8216;estetik dikiş atmamışlar o yüzden iz kaldı&#8217; cümlesini kurarlar. Yukarıda da bahsettiğim gibi her kesiden sonra az veya çok iz kalır. Maalesef estetik dikiş diye tabir edilen subkutiküler dikiş veya herhangi bir başka teknik, izsiz iyileşmeyi sağlayamıyor. Bu dikişi, özellikle iyileşmenin 10 günden uzun sürebileceği (yani dikişe bağlı iz kalma riskinin olduğu), boyu uzun kesilerde tercih ediyoruz. Enfeksiyon riskinin yüksek olduğu kirli kesilerde, kanama riskinin olduğu kesilerde, derinin parçalanarak yaralandığı kesilerde, eklem üzeri gibi hareketli bölgelerde, elde, ayakta, çok kısa kesilerde bu dikişi tercih etmiyoruz. Yüz kesilerinde ise aslında bu dikişi kullanmayı, çok manalı bulmuyorum. Neden derseniz; yüz kesileri genelde 5-7 gün içerisinde iyileşir ve biz yüz kesilerinde klasik dikişte de çok ince dikiş ipleri kullanırız. Bu nedenle 5-7 gün içerinde dikiş alındığında dikiş iplerine bağlı iz kalması, söz konusu değildir. Dolayısıyla yüz kesilerinde subkutiküler dikiş atmanın, pek manası yoktur. Hatta ağız çevresi gibi hareketli bölgelerde ya da çocuklarda ağlamaya bağlı yüzün neredeyse her yerinde bu dikişin, gevşeme riski mevcuttur. Dikişin gevşemesi sonucu, yara dudakları birbirinden uzaklaşır ve daha geniş bir yara izi kalır. Her ne kadar yüzde subkutiküler dikişi gereksiz bulsam da yetişkin hastalarda kesi uygunsa elimden geleni yapmış olmak için subkutiküler dikiş atıyorum. Bunun bir nedeni de klasik dikiş attığımda bazen hastaların, dediğim zamanda dikişlerini aldırmamaları. Çocuk hasta söz konusu ise çocuğa ve kesiye göre karar veriyorum. Sonuç olarak demem o ki hangi teknik uygunsa, doktorunuz onu uygular. Lütfen doktorunuza estetik dikiş baskısı yapmayın.</p>
<p>Tedaviyi konuştuk, biraz da böyle bir yaralanma olduğunda, hastaneye gidene kadar ne yapmalı ondan bahsedelim. Arabalarımızda ilk yardım çantası var, bence çocuklu her ailenin evinde de bir ilk yardım çantası bulunmalı. Steril gazlı bez, flaster, sargı bezi ve antibiyotikli bir deri pomadını evinizde bulundurmanızı öneririm. Dikkat ederseniz tentürdiyot ve oksijenli suyu saymadım, bence gerekli değil. Mesela şöyle bir uygulamayla sık karşılaşıyoruz; çocuk taşın toprağın içine düşmüş, yarası pislik içinde; kimse, yarayı yıkamamış ama tentürdiyot sürmüşler. Bunun, tabii ki de bir manası yok. Kirli bir yaralanmaysa önce yapmanız gereken yarayı, suyla nazikçe (ovalama yapmadan) yıkamak. Eğer kanama miktarı fazlaysa, yıkamayın sadece yara üzerine tercihen gazlı bez yoksa temiz bir bezle bastırın ve basılı tutun. Sonrasında acil servise başvurun. Eğer bulunduğunuz yerde yakında hastane yoksa hastaneye gidene kadar yaranın temiz kalması için, kanama durduktan sonra yarayı nazikçe yıkayıp antibiyotikli deri pomadı sürün ve pansumanla kapatın. Gerekli malzemeniz yoksa pansuman için sağlık ocağına (yeni adıyla aile sağlığı merkezi) başvurabilirsiniz. Sağlık ocaklarında dikiş atılmaz ancak pansuman yapılır. Aynı zamanda sizi, dikiş gerekip gerekmediği konusunda da yönlendireceklerdir. Diyelim acil servise ulaştınız; sonraki süreç nasıl oluyor biraz ondan bahsedeyim. Acil serviste görevli doktor sizi karşılar, yaraya bakar, dikiş gerekip gerekmediğine karar verir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-443" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim12-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim12-300x225.jpg 300w, https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim12.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><br />
<em><strong>Yara dudaklarının birbirinden ayrıldığı, dikiş gerektiren kesi görünümü</strong></em></p>
<p>Kesiyi, acil servisteki doktor dikti ama iz açısından çok endişelisiniz diyelim. Gidersiniz ertesi gün bir plastik cerrahi polikliniğine gösterirsiniz dikişleri, nasıl pansuman yapacağınızı, dikişleri ne zaman aldıracağınızı, iz açısından ek önerilerini sorarsınız olur biter. Dikiş gerekiyorsa ince uçlu bir iğne ile yara etrafına lokal anestezik madde enjekte ederek uyuşturur ve dikiş işlemini gerçekleştirir. Krem veya sprey şeklindeki lokal anestezikler, dikiş için gerekli uyuşturmayı sağlamaz. Ne yazık ki iğne gereklidir. Eğer kirli bir yaralanmaysa, tetanoza karşı aşılı olup olmadığınız sorgulanır. Eğer tetanoz aşınızın üstünden 5 yıldan fazla zaman geçmişse aşı tekrarlanır. Hayvan ısırıklarında ise çok daha farklı bir protokol söz konusu. Peki plastik cerrahi hangi durumlarda devreye giriyor? Bu konuda, maalesef çok yanlış anlaşılma mevcut. Acil servise gelen her hastayı, özellikle kesi yüz bölgesinde ise plastik cerrahi uzmanının dikeceği zannediliyor. Ancak bu tabii ki mümkün değil ve zaten gerekli de değil. Eğer yaralanma burun, kulak, dudak, göz kapağı gibi anatomik olarak özellikli bölgelerde ise, kesi çok derinse, damar, sinir, kas yaralanması varsa, kesi çok parçalıysa ya da yukarıda bahsettiğim gibi doku kaybı var ve yara dudakları ucuca gelmiyorsa acil serviste görevli doktor, plastik cerrahi doktorunu çağırır. Plastik cerrahi doktoru hastayı değerlendirir ve gerekli müdahaleyi yapar. Böyle bir durumda eğer hastanede plastik cerrah yoksa sizi başka bir hastaneye yönlendirirler. Yukarıda bahsettiğim özelliklerin olmadığı basit bir kesiyi, plastik cerrahi uzmanının dikmesinin gereği yoktur. Kim dikerse diksin, kullanılan dikiş ipi aynıdır, yapılacak işlem aynıdır ve kalacak iz de aynı olacaktır. Daha önce bu konuda hasta ve hasta yakınlarıyla yaşadığım diyaloglardan anladığıma göre plastik cerrah, dikiş atınca iz kalmaz şeklinde bir yanlış kanı var maalesef. Sanki bizim elimizde iz kalmamasını sağlayan bir teknoloji var ancak bunu her hastaya kullanmaktan imtina ediyoruz zannediliyor. Maalesef yok, keşke olsaydı. Böyle bir teknoloji olsaydı meme küçültme, karın germe ameliyatlarından sonra da iz kalmamasını sağlardık. Ama yok ve bu ameliyatların tek can sıkıcı tarafı, iz kalması.</p>
<p>Dikiş sonrası bakımı, genel hatlarıyla biraz anlatayım. Yukarıda tentürdiyotun pansumanda gerekli olmadığından bahsetmiştim. Tentürdiyotu, ameliyat öncesi cerrahi alanın steril hale getirilmesi için kullanıyoruz. Ama plastik cerrahide biz dikiş ve açık yara pansumanında tentürdiyotu (batticon,betadine vs.) tercih etmiyoruz. Neden? çünkü yarayı kurutuyor ve iyileşmeyi geciktiriyor. Bilinenin aksine yaranın kuruması, iyileştiğini göstermez. Yara iyileşmesi için ideal ortam, hafif nemli ortamdır. Bu nedenle biz dikiş pansumanında, antibiyotikli deri veya göz pomadlarını tercih ediyoruz. Bu pomadların çok sürülmesi de iyi değildir, çok nemli ortam enfeksiyona yatkınlık yaratır, aynı zamanda pomad çok sürülürse yara dudakları çok yumuşar (bu duruma biz masserasyon diyoruz, havuzdan çıktığınızda parmaklarınızın çok yumuşaması gibi) ve bu da dikişlerin  gevşemesine neden olabilir. Doğru olan günde 1 veya 2 kere pomadın dikişlerin üzerine az miktarda sürülmesidir. Peki madem yaranın kuruması iyi değil, o zaman neden kabuklanma denilen doğal bir mekanizma var? Doğal olan buysa biz, niye kabuklanmayı istemiyoruz? Bizim kurut dediğimiz kabuklanmanın mantığı, bir tabaka oluşturup yaranın üzerini kaplayarak yaranın dışarıyla bağlantısını kesmek ve bu sayede yarayı mikroplardan ve enfeksiyon gelişiminden korumaktır. Yani kabuk bağlamış olması yaranın iyileştiğini göstermez, yara, kabuğun altında iyileşmeye devam etmektedir. Ne zaman ki yara tamamen iyileşir o zaman kabuk düşer. Kabuklanma, bir nevi vücudun enfeksiyonlara karşı savunma mekanizmasıdır. Bizim tıbbi müdahale etmediğimiz yaralar için önemli bir mekanizma gerçekten. Ama bizim dikiş atıp kapattığımız yarada artık kabuk oluşumuna ihtiyacımız yok. Dikişlerin etrafının kabukla kaplanmasından hoşlanmıyoruz. Çünkü bu kabuklar, kesi hattının iyileşip iyileşmediğini görmemizi engelliyor, bu nedenle dikiş alınmasını geciktiriyor ve zorlaştırıyor. Aynı zamanda hem dikiş etrafına yaptığı bası  hem de dikişlerin geç alınmasına sebep olmasına bağlı olarak daha kötü bir iz kalmasına neden oluyor. Tentürdiyot ve oksijenli su gibi kurutucu ajanlar, kabuk oluşumunu tetikliyor. Bu nedenlerle yukarıda bahsettiğim gibi yağ oranı yüksek antibiyotikli deri veya göz merhemlerini, dikiş pansumanında öneriyoruz. Yaranın durumuna göre değişmekle beraber genel olarak ilk 2-3 gün  merhem sürüp kapalı pansuman yapılmasını, 3 gün su değmemesini, 3 günden sonra açık bırakılıp günde 2 kere merhem sürülmesini öneriyoruz. Bazen de pansuman olarak, yukarıda bahsettiğim strip dediğimiz bantları, dikişlerin üzerine yapıştırıyoruz ve dikiş alınana kadar hiç açtırmıyor ve hiçbir şey sürdürmüyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-444" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim13-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" srcset="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim13-300x207.jpg 300w, https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim13.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><br />
<em><strong>Strip dediğimiz bantlarla, dikiş pansumanı görünümü</strong></em></p>
<p>Gelelim dikiş alınma sürelerine; genelde yüz ve boyunda 5-7 gün, gövdede 7-10 gün, eklem üzeri gibi hareketli bölgelerde 15 gün sonra dikişleri alabiliriz. Ancak sigara içenlerde, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlarda, yaranın gergin kapatıldığı durumlarda, enfeksiyon gelişiminde vs. iyileşme süresi uzar. Yukarıda uzunca anlattığım ‘estetik dikiş’ diye tabir edilen dikişte ise eğer emilen dikiş ipi kullanılmışsa dikiş alınmasına gerek yoktur, emilmeyen dikiş ipi kullanılmışsa yine yaklaşık olarak aynı sürelerde dikiş alınır.</p>
<p>Sıra geldi iz kremleri meselesine. Piyasada eczanelerde ya da medikallerde satılan ‘yara izi giderici’ olarak lanse edilen pek çok krem var. Bunların çoğu jel formunda, bir kısmı silikon bazlı, bir kısmı bazı özel ekstratlar içeriyor, bir kısmı hafif masajla uygulanıyor. Ancak hiçbiri şu an sgk ödeme kapsamında değil ve uygun fiyatlı da değil (Ödeme kapsamında olmamasının çok doğru olduğunu düşünüyorum çünkü aşırı bir endikasyon dışı kullanım ve suistimal mevcuttu). Bu kremleri kullanmaya, dikiş alımından birkaç gün sonra başlayabilirsiniz, izinizin daha az belirgin kalması yönünde etkisi olabilir. Ancak lütfen mucizeler beklemeyin, zaten hiçbiri, izinizi tamamen yok etme iddiasında değil. Çoğunda en az 3 ay kullanım öneriliyor. Ben şimdiye kadar bu kremlerden hiçbirinin, diğerlerine nazaran bir üstünlüğünü görmedim. En önemli faydalarının, gerek silikon içeriği gerek de masajla uygulamaya bağlı olarak hipertrofik (deriden kabarık) skar oluşumunu önlemeye yardımcı olmak olduğunu düşünüyorum. Eğer bütçeniz uygunsa kullanabilirsiniz, bir zararı yok. Bütçeniz uygun değil ancak iziniz için bir şeyler yapmak istiyorsanız yine dikiş alındıktan birkaç gün sonra saf sarı kantaron yağını, izinizin üstüne hafif masajla uygulayabilirsiniz. Zararı olmaz faydası olabilir.  Faydası, iz kremlerine göre çok daha fazla olan bir şey var ki o da güneş koruyucu kremler. Eğer iz, güneş gören bir bölgede ise ve mevsim kış değilse ben mutlaka öneriyorum. Çünkü güneş maruziyeti, özellikle güneşe hassas olan kişilerde izlerin, kırmızı, kabarık bazen de kahverengi leke şeklinde iyileşmesine neden oluyor. Yüzünüzde bir kesi varsa dikiş alındıktan sonra en az 3 ay boyunca, en az 50 spf’li bir güneş koruyucu kremi çok düzenli kullanmanızı kesinlikle öneririm.</p>
<p>Son olarak, eğer yaralanmanın üzerinden 6 aydan fazla zaman geçtiği halde yara izinizin görünümü, sizi çok rahatsız ediyorsa bir plastik cerrahi uzmanına başvurmanızı öneririm. İzin daha az belirgin hale gelmesi için bazı cerrahi teknikler uyguluyoruz. Buna ilaveten lazer veya altın iğne radyofrekans uygulamalarından da faydalanabiliyoruz. Eğer hipertrofik skar mevcutsa skar içi enjeksiyon, silikon tabaka tedavileri uyguluyoruz. Ancak ne yaparsak yapalım maalesef izi tamamen yok edemiyoruz. Bunu şöyle düşünebilirsiniz; kurşun kalemle bir defteri çizdikten sonra silgiyle silebilirsiniz ancak ne kadar silerseniz silin mutlaka belli belirsiz de olsa bir iz kalır. Cildimiz de bu şekilde iyileşiyor.</p>
<p>Bu yazıda cilt yaralanmaları, dikiş tedavisi ve yara izi konularını, basitçe anlatmaya çalıştım. Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Anlaşılmayan veya değinmediğim bir konu varsa bana mail atabilir veya instagram mesajları yoluyla ulaşabilirsiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/cilt-kesiklerine-yaklasim-iz-kalir-mi/">Cilt Kesilerine Yaklaşım: İz Kalır Mı?</a> first appeared on <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr">Op. Dr. Çiğdem Demiroğlu Yakut</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Yanıkların Önlenmesi ve Tedavisi</title>
		<link>https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/cocuklarda-yaniklarin-onlenmesi-ve-tedavisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cocuklarda-yaniklarin-onlenmesi-ve-tedavisi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2021 14:45:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/?p=141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhabalar bu yazımda; çocuklardaki ev kazalarının düşmelerden sonraki en sık nedeni olan yanıkları önlemek için yapabileceklerimizi, yanıklarda ilk yardımı ve...</p>
<p>The post <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/cocuklarda-yaniklarin-onlenmesi-ve-tedavisi/">Çocuklarda Yanıkların Önlenmesi ve Tedavisi</a> first appeared on <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr">Op. Dr. Çiğdem Demiroğlu Yakut</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar bu yazımda; çocuklardaki ev kazalarının düşmelerden sonraki en sık nedeni olan yanıkları önlemek için yapabileceklerimizi, yanıklarda ilk yardımı ve yanık tedavi sürecini basitçe anlatmaya çalışacağım. Öncelikle ‘Çocuklarımız (ve hatta biz) en çok nasıl yanıyor?’ sorusunun cevabı ile başlayalım. Ben, her hastaya muhakkak neyle yandığını, olayın nasıl olduğunu sorarım. Cevap çok kesin ve net bir şekilde; sıcak su ve çay. Milletçe çaya olan derin tutkumuz, yanıkların en büyük nedeni aslında. Peki ne yapalım çay mı içmeyelim? İçelim elbet ama etrafta çocuk olduğunu unutmayalım lütfen. Mesela çaydanlığı sofraya getirme alışkanlığımızı bırakalım artık. Çünkü o sofrada veya yerde piknik tüpünün üstünde duran çaydanlık, bir şekilde devriliyor. Kanımca sırf bu hareketle bile pek çok yanık önlenebilir. Üstelik içindeki sıcak sıvı miktarı fazla olduğu için çaydanlık yanıklarında, hem yanan alan daha geniş oluyor hem de daha derin yanıklar oluşabiliyor.</p>
<p>Peki başka ne yapabiliriz? Bence bir diğer tehlikeli unsur da masa örtüleri, masa etrafında dolanan çocuklar örtüyü çekiştirip devrilmelere neden olabiliyor. Gündelik kullanımda masa örtüsünü kaldırabiliriz. Çaydanlık ve tencereleri, ocağın duvara yakın gözlerine koymak da mutlaka gerekli. Çocuklar bunlara uzanmaya çalışıp üstlerine devirebiliyorlar. Özellikle kızartma yaparken çok dikkatli olmak lazım; yağ yanıkları, suya göre daha derin yanıklara yol açıyor. Bu önlemlerle pek çok sıcak sıvı yanığının önüne geçebiliriz ama maalesef çocukların eli çok çabuk ve ne kadar dikkat etsek de kaşla göz arasında kazalara neden olabiliyorlar.</p>
<p>Sıcak sıvı yanığının bir diğer nedeni de, sıcak su torbaları, tabii yetişkinlerde daha çok görüyoruz bu yanıkları ama bahsetmeden geçmek istemedim. Ben kesinlikle evime sokmam bu torbaları, çok tehlikeli. Patlayabiliyor, sızdırabiliyor, bununla uyuyakalınca temasa bağlı yakabiliyor. Üstelik hem vücudunuza çok yakın hem de içindeki sıvı çok sıcak olduğu için yaktı mı feci yakıyor. Lütfen dikkat edin.</p>
<p>Gelelim bir diğer klasik yanık öyküsüne; sobaya elini yapıştıran çocuk. Bu tür yanıklara temas yanığı diyoruz. Tabii soba mevcudiyeti biraz sosyoekonomik durumla alakalı ama sobayla ısınma, ülkemizde halen azımsanmayacak düzeyde ve ben kışın her iki elini sobaya yapıştırıp avuç içleri yanan çocukları çok sık görüyorum. Ortamda etrafı korumasız bir soba varken, hangi çocuk gidip ona ellemez ki. Bu nedenle soba etrafı korumalık şart. Bunun hazır satılanları olduğu gibi kendi yapanlar da var.</p>
<p>Bir diğer temas yanığı da daha az görülse de; ütü. Örnek; bendeniz. Nedendir bilinmez çocuklar çok meraklı oluyorlar ütüye, ben de yaklaşık 2 yaşındayken ütünün altına elimi sokmak suretiyle elimin üstünü yakmışım, neyse ki ufak bir alan ama izi halen durur. Ancak ütünün daha ciddi yanıklara da yol açtığını gördüm. Bu nedenle sıcak ütüyü, mutlaka çocuklardan uzak tutmak lazım.</p>
<p>Bir de elektrik yanıkları var tabii. Bu yanıklar, yüksek ve düşük voltajlı yaralanmalar olarak ikiye ayrılmakta. Çocukların evde maruz kaldığı, genelde düşük voltajlı yaralanmalar. Yaralanma, genelde açıkta olan elektrik kablosuyla temas veya kabloyu ısırma, elektrik kaçağı olan ev aletleriyle temas ya da prizlere parmak veya iletken bir cisim sokma şeklinde gerçekleşiyor.</p>
<p>Korunma çok basit; prizlere koruyucu takmak, açıkta kablo bırakmamak (akıllı telefonların ve şarj aletlerinin hayatımıza girmesiyle maalesef bunu çok sık yapar olduk, dikkat etmeliyiz),</p>
<p>prize takılı ev aletleriyle çocukları temas ettirmemek, yeterince büyüdüğünde elektriğin tehlikeli olduğunu, uzak durması gerektiğini anlatmak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nasıl yandığımızdan ve korunma yöntemlerinden bahsettik. Koruyamadık bir şekilde yandı çocuğumuz diyelim, şimdi ne yapacağız? İlk yardım, yanıkta çok önemli. Öncelikle hemen yanık alanla temas eden giysileri çıkartıp yanık alana soğuk su tutacağız. Buz gibi soğuk olması gerekmiyor, ılıktan biraz soğuk olması yeterli. Buz koymak da uygun değil. En iyisi soğuk su tutmak, en az 5-10 dk bu yapmalısınız. Bunu yapmamızın nedeni ağrıyı azaltmak değil. Amaç, oluşan termal hasarı nötralize etmek, hasarın derinin alt tabakalarına ulaşmasını engellemeye çalışmak, yani yanık derinliğini azaltmak. Elektrik yanığında ise ilk yapılması gereken çocuğun elektrik kaynağı ile temasını kesmek. Kablo prizden çekilebilir veya sigorta kapatılabilir. Eğer yapılamıyorsa tahta veya plastik gibi iletken olmayan bir cisim yardımıyla çocuk, elektrik kaynağından uzaklaştırılmalı. Kapıldığı akımın voltajına bağlı olarak bilinç kaybı gelişebilir, böyle bir durumda hemen 112’yi arayıp ambulans çağırmalısınız. Eğer bilinç kaybı yoksa genel durumu iyi gözüküyorsa yine de hemen acil servise götürmelisiniz.</p>
<p>Tedaviyi daha iyi anlamak için öncelikle yanık derinliğinden bahsetmek istiyorum. Duymuşsunuzdur muhakkak 1. derece yanık, 2. derece yanık laflarını, ama hep karışır 1.derece mi daha kötüydü yoksa 3.derece mi? Bu konuyu biraz açalım:</p>
<p>1.derece yanık: Bu yanıklarda derinin sadece en üst tabakası yanmıştır. En tipik örneği, güneş yanığıdır. Kızarıklık ve ödem vardır, çok ağrılıdır. İz bırakmadan iyileşir. Ağrı kesici ve yanık bölgesine nemlendirici kremler sürülmesi dışında tedavi gereksinimi yoktur.</p>
<p>2.derece yanık: Kendi içinde yüzeyel ve derin olarak ikiye ayrılır. Derinin orta tabakalarına kadar yanık oluşmuştur. Hastaneye başvuran yanık vakalarının büyük çoğunluğunda, bu derinlikte yanık bulunmaktadır. Tipik özelliği su toplamasıdır. Su toplanması genelde yanar yanmaz değil en az birkaç saat sonra ortaya çıkar. Yine kızarık ve çok ağrılıdır.</p>
<p>3.derece yanık: Derinin bütün tabakalarının tam kat yandığı hatta deri altı dokuların da hasar görebildiği yanıklardır. Sinir uçlarının da etkilenmesi nedeniyle ağrısız veya az ağrılıdırlar. Bu yanıkların iyileşme sürecinde genellikle cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-428" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim3.jpg" alt="" width="184" height="200" /></p>
<p><em><strong>Tipik bir 2. derece yanık ve su toplaması (bül) görünümü</strong></em></p>
<p>Şimdi dönelim ilk yardıma, öncelikle yazımda etik olmaması nedeniyle ilaç ismi vermeyeceğimi belirteyim. Yanık alana 5-10 dk soğuk su tuttuktan sonra hastaneye gidene kadar herkes tarafından bilinen meşhur yanık merhemini sürebilirsiniz. Sadece yüz bölgesinde bu merhemi önermiyoruz. Alternatif olarak antibiyotikli bir deri veya göz merhemi de sürebilirsiniz (Evet göz merhemi; antibiyotikli göz merhemlerini, yara iyileşmesindeki olumlu etkileri nedeniyle plastik cerrahide sıklıkla yara ve dikiş pansumanlarında kullanmaktayız). Evde yapabilecekleriniz bundan ibaret, eğer su topladıysa lütfen patlatmayın. Sonrasında acil servise götürün. Eğer kısa zamanda götüremeyecekseniz, bahsettiğim merhemlerden sürüp gazlı bezle kapatın ve ağrı kesici şurup verin.</p>
<p>Milletçe çokça yandığımız için yanık tedavisi konusunda çokça hurafemiz ve kulaktan dolma yanlış bilgilerimiz var. Ben duyduklarımı sayayım;</p>
<p>geleneksel olanlar: yanığa salça, diş macunu, tereyağı, yoğurt, yumurta akı sürme, yumurta sarısının yağını çıkartıp sürme</p>
<p>modern olanlar: kantaron yağı, zeytinyağı, ozon yağı vb yağlar sürme</p>
<p>ve daha neler neler…</p>
<p>alternatif tıbba karşı değilim ama her şeyin bir zamanı var, yanığın erken döneminde bunlar sürülmemeli. Çünkü vücudumuzu mikroplardan korumak için bariyer görevi gören derimiz yanıyor ve bu bölge enfeksiyona açık hale geliyor, bu aşamada sürülen bu alternatif tedaviler, enfeksiyona neden olarak iyileşmeyi iyice geciktirebilir. Hele salça ve diş macunu sürerseniz mevcut yanığın üstüne bir de kimyasal yanık ekleyip yanık derinliğini daha da artırırsınız.</p>
<p>Acil serviste çocuğunuzu, burada görevli doktor muayene eder. Yanık bölgesine, derinliğine ve yanık alanının genişliğine bağlı olarak tedavisini yapıp, reçete yazarak eve de gönderebilir veya hastanede yanıkla ilgilenen uzman hekimin değerlendirmesini de isteyebilir. Yanık tedavisini üstlenen branş, ülkemizde hastaneler arası değişiklik göstermekte olup bazı hastanelerde plastik cerrahi üstlenirken bazı hastanelerde erişkinlerde genel cerrahi, çocuklarda çocuk cerrahisi bölümü, bu tedaviyi üstlenmektedir. Ayrıca bazı hastanelerimizde yanık tedavi üniteleri ve yanık yoğun bakımı bulunmaktadır. 3. derece yanıklar, elektrik yanıkları, geniş yanıklar, el, yüz, genital bölge yanıkları bizim için önemli yanıklar olup uzman hekim, değerlendirmesi sonucu hastaneye yatış kararı veya yanık tedavi ünitesi olan bir hastaneye sevk kararı verebilir. Geniş yanıklarda, yanık alandan sıvı kaybı olması nedeniyle damardan serum tedavisi ve başka ek tedavilere ihtiyaç duyulmaktadır. Elektrik yanıklarında ise akıma maruziyet sonucu, kalpte ritim bozukluğu, sinir sisteminde hasar, kas yıkımı ve buna bağlı böbrek hasarı meydana gelebilir. Bunları incelemek için tetkikler yapılmalıdır. Elektriğin verdiği hasar, sıklıkla derin dokularda deride görünen yaradan daha fazla olmaktadır. Örneğin eliyle kablo tutan bir çocukta deride ufak bir yara gözükse de derinde bulunan tendon ve sinirlerde hasar olabilmektedir. Bu nedenle elektrik yanıklarında sıklıkla cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyabiliyoruz. Tipik bir öykü de kabloyu ısıran çocuk. Çok yüzeyel yanıklardan, dudak ve yanakta tam kat doku kayıplarına kadar sonuçları olan bir yaralanma. Dikkat edilmesi gereken bir konu, bu yanıklarda olaydan 1-2 hafta sonra dudak damarlarından ani kanama meydana gelebilir. Böyle bir durumda ebeveynler, kanamayı durdurmak için dudak köşelerini, ağız içi ve dışından iki parmakları arasında sıkıştırarak damara bası uygulamalı ve çocuğu hastaneye götürmeli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-429" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim4-300x158.jpg" alt="" width="300" height="158" srcset="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim4-300x158.jpg 300w, https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim4.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Biraz da yanık yarası bakımı nasıl olmalı konusundan bahsedelim. Öncelikle su toplaması konusuna açıklık getirelim. Ne yapalım patlatalım mı patlatmayalım mı? Bu konuda farklı yaklaşımlar var ancak bizim ‘bül’ dediğimiz su baloncuklarını patlatarak bu baloncukların tavanını oluşturan deriyi soymak, artık önerilmiyor. Çünkü bu soyma işlemi, hem ağrıyı artırıyor hem de doğal bir pansuman vazifesi gören bu dokuya zarar vermiş oluyor. Ben küçük büllere hiç dokunmuyorum. Ancak büyük büller, pansumanı zorlaştırıyor ve lömbür lömbür sallanarak hastaya rahatsızlık veriyor. Bu nedenle bu büllerin içindeki sıvıyı boşaltıyorum ama deriyi soymuyorum. Siz evde kesinlikle böyle bir işlem yapmayın.</p>
<p>Halk arasında yara bakımı ile ilgili yanlış inançlar çok yaygın, yara kuruyarak iyileşir zannedilir. ‘Hocam biz yanık yarasının üstü kapatılmaz biliriz, siz niye kapattınız ki?’ en sık duyduğumuz sorulardan biridir. Halbuki yara iyileşmesi için nemli ortam gerekir özellikle yanık yarasında daha da gereklidir çünkü derinin nemini sağlayan yağ bezleri zarar görmüştür. Bu nedenle biz, yanık pansumanında hem enfeksiyonu önleyen antimikrobiyal içeriğe sahip hem de yara iyileşmesi için gerekli nemi sağlayan yağ oranı yüksek merhemleri veya hazır pansuman malzemelerini kullanmaktayız. Yanık yarasına kurutucu özelliği olan tentürdiyot (batticon), oksijenli su gibi solüsyonlar sürmüyoruz. Merhemin yara üzerinde kalabilmesi ve yanık alanda gerekli nemin korunması için merhem sürdükten sonra gazlı bezle kapatmayı tercih etmekteyiz. Ancak kapalı pansuman, yüz bölgesinde pek kullanışlı olmadığı için eğer çok derin bir yanık değilse ben, bu bölgede 2. günden itibaren pansumanı açık bırakıp hastaya sık sık merhemi sürmesini öneriyorum. Kapalı pansuman yapılan hastalarda ise yaranın durumu ve kullanılan pansuman malzemesine bağlı olarak günde 1 kere veya 2 günde 1 kere pansuman değişimi önerilmekte. Pansumanın daha uzun durması yaranın kurumasına neden olarak pansumanın açılmasını zorlaştırmakta; bu durum hem ağrıya hem de açarken yeni oluşan iyileşme dokularının zarar görmesine neden olmaktadır. Bu şekilde pansumana, yanık alanının üzerini tekrar deri örtüsü kapanana kadar devam ediyoruz. Bu aşamadan sonra artık açık bırakabiliriz ancak bu iyileşmenin tamamlandığı anlamına gelmiyor. Yanık iyileşmesinin tamamlanıp son halini alması 1 seneyi bulabiliyor. Bu süre zarfında deri altındaki yağ bezleri halen eski halini almadığı için gerekli nemi biz dışarıdan sürerek sağlamak zorundayız. Bu ne demek? artık ister kantaron yağı sürün, ister zeytinyağı sürün, ister vazelin ya da yara izini azaltma iddiasındaki meşhur jeli sürün. Farketmez yeter ki yağlı bir şey olsun, hafifçe masaj yaparak günde 4-5 kere sürün. Amaç kuru kalmaması, eğer daha önce yandıysanız bilirsiniz o kuruluk hissini, gerginlik yapar, ağrı yapar hatta çok kuru kalırsa çatlayıp tekrar yara açılabilir.</p>
<p>Özellikle geniş ve derin yanıklarda yanık yarası kendiliğinden iyileşemeyebilir. Böyle durumlarda doktorunuz, erken veya geç dönemde cerrahi müdahale önerebilir. Cerrahi müdahalede ölü dokuları temizleyip, genellikle uyluk veya kalçadan alınan deri yamalarıyla</p>
<p>yarayı kapatıyoruz. Daha derin yanıklarda doku transferi gibi ameliyatlara da ihtiyaç duyulabiliyor.</p>
<p>Şimdi gelelim en can alıcı soruya; ‘Hocam iz kalır mı?’ Bir plastik cerrahın en çok duyduğu soru olsa gerek. 1. derece yanıklarda iz kalmazken 3. derece yanıklarda iz kalacağı kesindir. Yanıkların çoğunluğunu oluşturan 2. derece yanıklarda ise cevap oldukça değişkendir. İz üzerinde en etkili faktör, yanığın derinliği olup yanan vücut bölgesi, hastanın yara iyileşme özellikleri (ör:duymuşsunuzdur bazıları benim etim pistir der), iyileşme süresi, güneş maruziyeti diğer önemli faktörler arasındadır. İzin görünümü de değişkendir. Kahverengi bir leke (hiperpigmentasyon), sedef gibi beyaz bir leke (hipopigmentasyon), bunlara eşlik eden buruşuk görünüm, benekli bir görünüm, yer yer kabarık yer yer çökük görünüm ya da sadece hafif bir kızarıklık şeklinde kalabilir yanık izi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-426" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim1.jpg" alt="" width="200" height="150" /></p>
<p><em><strong>Klasik bir yanık izi</strong></em></p>
<p>Yüzde iz kalma ihtimali daha düşük olsa da güneş maruziyetine açık olması nedeniyle kahverengi leke oluşmasını önlemek için yüz bölgesinde yara kapandıktan sonra güneşe çıkarken yüksek faktörlü güneş koruyucu kremler kullanılmasını önermekteyiz.</p>
<p>Bazen de yanık alanda yara kapandıktan bir süre sonra kırmızı, kabarık bir görünüm ortaya çıkar. Bu durum, haklı olarak hasta yakınlarını çok telaşlandırır. Enfeksiyon gelişti endişesiyle bize başvururlar. Aşağıda resmini gördüğünüz bu görüntü, enfeksiyon değil, bizim ‘hipertrofik skar’ dediğimiz, abartılı bir yara iyileşme cevabıdır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-427" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim2-300x174.jpg" alt="" width="300" height="174" srcset="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim2-300x174.jpg 300w, https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim2.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><em><strong>Hipertrofik skar</strong></em></p>
<p>Yani bazen vücut, yanık yarasını iyileştirirken gereğinden fazla miktarda iyileşme dokusu üretir. Bu da deri yüzeyinden kırmızı, kabarık oldukça kötü görünümlü ve de kaşıntılı bir ize yol açar. Derin yanıklarda, çocuklarda gövde yanıklarında bu tür iyileşmeye daha sık rastlıyoruz. Yukarıda bahsettiğim gibi yara kapandıktan sonra herhangi bir yağ veya yağlı kremi günde 4-5 kere masaj yaparak sürmek, hipertrofik skar gelişmesini önlemeye de yardımcı oluyor. Ben, her yanık hastasına bu durumun gelişebileceğini, kızarma, kabarma başlarsa mutlaka gelmelerini söylüyorum. Çocuklarda hipertrofik skar tedavisinde, silikon jel tabakalarla bası tedavisi, eğer yanık alanı genişse kişiye özel yaptırılan bası giysileri kullanıyoruz. Bu tedavilere erken başladığımızda daha güzel sonuçlar alıyoruz. Bu nedenle çocuğunuzun yanık izi bu şekilde iyileştiyse kendi kendine geçer diye beklemeyin lütfen. Hipertrofik skarda cerrahi müdahale pek tercih etmiyoruz çünkü iyileşme yine aynı şekilde oluyor.</p>
<p>İz için sürülen kremler, jeller, yağlar ve bilumum başka alternatif tedaviler konusunu, biraz açmak istiyorum. Çünkü bu konu, çok merak ediliyor. ‘Komşum yanığa filanca yağı sürmüş hiç iz kalmamış’ türünden cümleleri o kadar sık duyuyorum ki. Bu tamamiyle, bir yanlış anlaşılma. Üzerine sürdüğümüz yağlar, kremler vs. yanık izinin kalıp kalmayacağı konusunda maalesef çok çok az etkili. Etkileyen faktörler ise yukarıda saydığım gibi öncelikle yanık derinliği, yanan bölge, kişinin yara iyileşme özellikleri (bazı kişilerde hipertrofik skar gelişimine yatkınlık vardır, sezeryan izi bile böyle iyileşir), iyileşme süresi (geç iyileşirse daha çok iz kalır) ve güneş maruziyeti. Yani filanca yağı süren komşunuzun yanığı, büyük ihtimalle yağı sürdüğü için değil, derin olmayan bir şekilde yandığı ve/veya iyi bir yara iyileşme kapasitesine sahip olduğu için iz bırakmamıştır. ‘Peki iz geçiren kremler varmış, onlar bir işe yaramıyor mu?’ diye soracak olursanız. Evet eczanelerde satılan bazı jeller var, ancak bunların zannedildiği gibi ‘izi kaybetme’ gibi bir iddiası yok. Bu jeller, aşırı skar (nedbe) dokusu oluşumunu (yukarıda bahsettiğim hipertrofik skarlar gibi) önlemeye yardımcıdırlar. Yani olsa olsa daha az belirgin bir iz kalmasına, hipertrofik skar oluşmamasına katkı sağlayabilirler. Bu jellerin hiçbiri şu an ödenmemekte olup fiyatları da pahalı denebilecek düzeydedir. Silikon içerikli olanlar çok küçük tüplerde olduğu için genellikle dikiş izleri ve çok küçük yanıklarda öneriyoruz. Büyük tüpte olup ismi zor okunan meşhur jel ise yanıklarda yara kapandıktan sonra hipertrofik skarı önlemek için masaj yaparak kullanılabilir. Açıkçası ben bu jelin etkisinin, yapılan masaja bağlı olduğunu düşünüyorum. Kendi klinik gözlemimde vazelin ya da zeytinyağı ile yapılan masaja göre bir üstünlüğünü gözlemlemedim. Ancak yine de ödeyebilecek durumda olan hastalara reçete ediyorum. Neden derseniz hasta yakınlarına vazelin, zeytinyağı sür dediğimizde düzenli sürmüyorlar ancak ‘iz kremi’ reçete edilince bir de üstüne bu kreme ciddi bir para verilince o krem, mutlaka sürülüyor. Dediğim gibi bu jellerden mucize beklemeyin ama bütçeniz müsaitse alabilirsiniz. Bir de sarı kantaron yağı furyası var. Medikal ismi ‘Hypericum perforatum’ olan, St.John’s Wort olarak da bilinen bu yağın, yara iyileşmesi üzerine olumlu etkileri ile ilgili çalışmalar var. Ancak piyasada satılan veya aktarlarda hazırlanan bu yağların bir standardizasyonu ve denetlemesi yok. Ne koşullarda nasıl hazırlandığını Allah bilir çünkü bunlar ‘ilaç’ olarak ruhsatlandırılan ürünler değil, gıda veya kozmetik ürün olarak ruhsatlandırılıyor. Bu nedenle açık yaraya sürülmesini önermemiz mümkün değil. Yara kapandıktan sonra sürülebilir ancak lütfen güvenilir markaları tercih edin.</p>
<p>Yanığın en kötü sonucu iz değil maalesef. Bizim ‘kontraktür’ dediğimiz deri gerginliklerine ve çekintilerine yol açarak fonksiyonel kayıplara neden olabiliyor. Bu durum özellikle dirsek içi, koltukaltı, boyun, diz arkası gibi eklem bölgelerindeki yanıkların iyileşirken deri çekintileri yapıp eklem hareketinde kısıtlılığa yol açması ile karşımıza çıkıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-430" src="http://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim5-300x209.png" alt="" width="300" height="209" srcset="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim5-300x209.png 300w, https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/Resim5.png 320w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><em><strong>Koltuk altında (aksiller bölgede) ileri seviye yanık kontraktürü</strong></em></p>
<p>El yanıkları, bu konuda bizi en çok endişelendiren yanıklar. Özellikle elin iç kısmındaki yanıklar, iyileşirken sıklıkla çekintilere yol açıp el hareketlerinde ciddi kısıtlılığa neden olabiliyorlar. Yanık iyileşme döneminde atel uygulamaları ile bu çekintilerin önüne geçmek mümkün. Yine erken dönemde fizik tedaviyle de cerrahi müdahaleye gerek duymadan fonksiyonel kayıpları önleyebiliyoruz. Ama geç dönemde ameliyat ve sonrasında yine atel uygulamaları ve fizik tedavi gerekiyor. Buna rağmen sonuçlarımız her zaman yüz güldürücü olmuyor maalesef. Yüzdeki yanıklar da yanığın derinliği ve yerleşimine bağlı olarak göz kapağında çekinti, ağız çevresinde daralma gibi fonksiyonel kayıplara sebep olabiliyor. Saçlı deride ve kaştaki yanıklar, kıl köklerinin yanması sonucu yanan bölgede saç veya kaş çıkmamasına neden olabilir. Bir diğer sıkıntılı bölgede göğüs bölgesi, kız çocuklarında bu bölgedeki yanıklar, deri gerginliği nedeniyle meme gelişimini etkileyebiliyor, ergenlik sonrası iki meme boyutu ve meme başı pozisyonu arasında asimetriler meydana gelebiliyor. Ayak yanıkları da önemli, bu bölgedeki deri çekintileri parmak diziliminde bozukluğa neden olabiliyor. Bu nedenlerle el, ayak, yüz, boyun, genital bölge, göğüs ve eklem bölgesi yanıkları bizim için özellikli ve iyileşme döneminde sıkıntıya yol açabilecek yanıklardır. Bu yanıkları lütfen ihmal etmeyin ve erken dönemde bir plastik cerrahi uzmanına gösterin. Yukarıda da bahsettiğim gibi erken dönemde uygun tedavi ile bu kontraktürleri önleyebiliyoruz ancak geç dönemde tedavi süreci daha zor.</p>
<p>Çocuklarda yanıkların önlenmesi, ilk yardımı ve tedavi sürecini, bir anne ve plastik cerrah gözüyle kısaca anlatmaya çalıştım. Biliyorum pek kısa olmadı ama ne yapalım konu uzun ve önemli. Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Anlaşılmayan bir konu veya sormak istedikleriniz varsa bana mail veya instagram mesajları ile ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Çocuklarımızın yanmaması dileğiyle…</p><p>The post <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr/cocuklarda-yaniklarin-onlenmesi-ve-tedavisi/">Çocuklarda Yanıkların Önlenmesi ve Tedavisi</a> first appeared on <a href="https://www.cigdemdemirogluyakut.com.tr">Op. Dr. Çiğdem Demiroğlu Yakut</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
